Sırada ne var?

Sırada;

Faun - Von Den Elben (2013) albümü
Turgut Uyar'ın 'Türkiyem' şiirlerini (Büyük Saat Kitabından)
Ve Martin Scorsese'ın Zindan Adası filmi (2009) filmi hakkında konuşucaz...

3 Şubat 2015 Salı

Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan)

Bir Nuri Bilge Ceylan Filmi olan Kış Uykusu filmi oyuncu kadrosunda Haluk Bilginer (Aydın), Melisa Sözen(Nihal), Demet Akbağ(Necla), Nejat İşler (İsmail) gibi pek çok iyi oyuncular barındırıyor. Ama asıl barındırdığı bundan çok daha öte
Konu bakımından... Aydın isimli kimi zaman hak vereceğimiz ama kimi zamansa ''yahu iyisin hoşsun da ne bilim az şöyle dikkatli ol'', ''Al işte bu dediğin laf mıydı şimdi senin'' gibisinden laflarla yerden yere vurabileceğimiz bir karakterin çevresinde gelişen olaylar anlatılıyor.


Teknik açıdan filimden bahsedecek olup da o harika görüntü ve ışıkları atlamanın tek bahanesi bir göz kusuruna sahip olmaktır. Ne gibi mi?





Ayrıca filmin süresi ( üç buçuk saat) göz önüne alınarak sıkıcı olduğunu söylemek çok konuşkan insanların işidir ki bu kadar güzel, ince düşünülmüş, doğal ve her yerde denk gelinebilecek türden diyalogları dinemeye tahammül edememiştir ya da edemeyecektir. Film bitince buna değiyor.




İçerik olarak bakılacak olursa filmde genellikle tüm fikirler konuşmalar üzerinden veriliyor. Ve herkes apayrı bir dünya ve herkesin olayı apayrı… Vicdan, İyilik, Yalnızlık, Bağlılık, Nezaket, Kötülük, Teslimiyet, Suçluluk, Gösteriş gibi herkesin fazlasıyla iç içe olduğu ve istemeseniz bile muhakkak şu güne kadar hatırı sayılır sefer herkesin kafa yorduğu konular çok başarılı bir şekilde işlenmiştir filmde. Ve her karakterde kendini buluyor insan. Kendini sorguluyor. Tam da bu yüzden izlenilmesi gereken bir film ki muhakkak bir şeyler katıyor insana...





Ayrıca sıklıkla filmlerde iki kişinin diyaloğundan son söz nasıl ki hep yönetmenin sözü ve nasıl ki bu söz diyaloğu nihayete erdiriyorsa bu filimde pek bu tür bir şey yok. Bu diyalogları daha doğal yapıyor ve dinamik kılıyor bu konuşulanları ve fikirleri. Yani gün boyu düşünebiliyorsunuz. Şöyle denebilirdi diye…





Belirttiğim gibi film diyaloglar üzerinden gittiğinden bazen not alınan gerek garip gerek çok anlamlı sözler barındırıyor.
Şöyle ki...


(Aydın Bey ile yardımcısı Hidayetin bir diyaloğu...)

(Hdyt) - Peki bu... Orijinalini mi taktırayım camın, yan sanayi mi?
(Aydn) + Onun orijinalini nereden bulacaksın Hidayet?
(Hdyt) - E tabi orijinali yok zaten, onun için soruyorum ya...
(Aydn) + hı...?
...
(Aydn) + Hadi Hidayet...


(Aydın beyin kız kardeşi /Necla/ ve eşi /Nihal/ arasında geçen suçluluk ya da sadece kendi kusurların görebilme de diyebileceğimiz bu içgüdünün insanın kendini geliştirmesinin yegâne güç olabilip olamayacağı üzerine bir diyalog...)

(Nihal Necla’ya kendini üzerine gitme bu konuda gibi bir şey dedikten sonra...)
Ncl - Her türlü olumsuzluk ve kötülüğün mutlaka dış odaklı olduğunu düşünmek isteyen o sürüye mi katılmamı istiyorsun sen de Allah aşkına?
Nhl - Hayır, ama yine de suç illa da sende olmak zorunda değil. Onu söylüyorum.
Yani neden bu şekilde düşünmeyi asla tercih etmiyorsun ki?
Ncl - Çünkü o şekilde düşünmenin bana hiç bir faydası olmadığını görüyorum da ondan. Çünkü aklı başında bir insan suçun sadece kendine ait olan kısmıyla ilgilenmeli bence.
Nhl - Valla insanın birazcık kendini kandırarak korumasında da bir sakınca yok bence. Ama... Yani...


Bir başka diyalogda Necla - ''Keşke benim de kendimi kandırma eşiğim seninki kadar düşük olabilseydi... O zaman ben de belki kolaylıkla yapmaya değer şeyler bulur bu can sıkıntısından kurtulabilirdim.''


Ve tekrar Necla - ''Kafasında daha fazla fikir barındıran biri diğerlerinden daha eylemci sayılır. Hiçbir şey yapmasa bile...''


(Ve Aydın’ın kendini savunması)
Karşımızdakini olduğu gibi görmeyip onu tanrılaştırmak, sonra da sanki böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak. Bana biraz haksızlık etmiyor musun?


Levent Öğretmen - ''Vicdan güçlüleri korkutmak için düşünülmüş,
korkakların kullandığı bir sözcükten başka bir şey değildir''



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder